İLK DEFA BİR BULGAR MEDYASINDA! Yalnızca SIK.BG’de! ANKARA TAHTI SALLADI: Ahmed Doğan’ı iktidardan silen gizli plan deşifre oldu. YASAKLI LİSTE: ERDOĞAN, AHMED DOĞAN’I NEDEN SİSTEMATİK OLARAK TECRİT EDİP HEDEF ALDI VE ANKARA NEDEN SİYASİ TEKELİNE SON VERDİ

İLK DEFA BİR BULGAR MEDYASINDA! Yalnızca SIK.BG’de! ANKARA TAHTI SALLADI: Ahmed Doğan’ı iktidardan silen gizli plan deşifre oldu. YASAKLI LİSTE: ERDOĞAN, AHMED DOĞAN’I NEDEN SİSTEMATİK OLARAK TECRİT EDİP HEDEF ALDI VE ANKARA NEDEN SİYASİ TEKELİNE SON VERDİ

Recep Tayyip Erdoğan ile Ahmed Doğan arasındaki kopuş, uzun süredir sıradan bir diplomatik anlaşmazlığın veya anlık siyasi krizin sınırlarını aşarak tam anlamıyla bir siyasi etkisizleştirme ve tecrit mücadelesine dönüştü. „Sвободен информационен канал“ (Serbest Bilgi Kanalı) analizlerinde bu süreç, Ankara’nın, kendi jeopolitik hedeflerine boyun eğmeyi reddeden bir lideri tasfiye etmeye yönelik bilinçli ve sistematik stratejisi olarak ele alınıyor. Bu kopuşun derin nedenleri incelendiğinde, Erdoğan yönetimindeki Türk devlet makinesinin Doğan ile yalnızca ideolojik bir çatışmaya girmekle kalmadığı, aynı zamanda Bulgaristan’daki Türklerin yönetim formülünden onu „silmek“ için tutarlı bir politika yürüttüğü açıkça görülmektedir. Bu süreç 2010 yılından sonraki on yılda tüm hızıyla gelişti; gösterişli boykotlar, güvenin geri çekilmesi, alternatif siyasi aktörlerin doğrudan finanse edilip kuluçkaya yatırılması, Bulgar kurumlarına yönelik diplomatik baskılar ve son olarak Türkiye topraklarına giriş yasaklarıyla tamama erdi. Bu olayların uzman, profesyonel ve siyatolojik okuması, Ankara’nın Doğan’ın özerkliğini Balkanlar’daki kendi nüfuzuna bir tehdit olarak gördüğünü ve bunun da Bulgaristan’daki Türk toplumu içindeki kilit bir aktör pozisyonundan esaslı bir şekilde tasfiye edilmesini zorunlu kıldığını kanıtlamaktadır.

Bu sistematik stratejinin ilk ayağı, Türk devlet yönetiminin Ahmed Doğan’a yönelik kurumsal boykotu ve siyasi meşruiyetten gösterişli bir şekilde imtina etmesidir. Henüz Recep Tayyip Erdoğan’ın 2010 yılındaki Sofya ziyareti sırasında, Ankara ile HÖH (Hak ve Özgürlükler Hareketi) yönetimi arasındaki geleneksel imtiyazlı ilişkilerin tarih olduğu anlaşılmıştı; zira Türk başbakanı parti lideriyle görüşmeyi bilerek pas geçmiştir. Diplomatik dünyada benzer bir jest sıradan bir protokol ihmali değil, bir güven eksikliğinin işareti ve tecridin başlangıcıdır. Doğan, HÖH’ün dışarıdan emir almayan ve yabancı bir devletin siyasi uzantısı olarak görülmeyi reddeden egemen bir Bulgar oluşumu olduğu pozisyonunu tutarlı bir şekilde savunmuştur. Boyun eğen bir merci rolünü kabul etmeydeki bu direniş, Erdoğan’ın uzun süredir liderlik eden isme karşı kişisel ve uzlaşmaz bir tutum takınmasına yol açtı. Aralık 2015’te, düşürülen Rus askeri uçağı krizinin ardından Doğan, Lüfti Mestan’ı Ankara’nın dış politikasına verdiği açık ve koşulsuz destek nedeniyle parti içi temizlik operasyonuyla görevden alıp partiden ihraç ettiğinde, Türk siyasi elitinin tepkisi şimşek hızında ve son derece agresif oldu. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ve bizzat Erdoğan, Sofya’daki devlet iktidarının görevden uzaklaştırılan Mestan lehine müdahale etmesini talep ederek dönemin başbakanı Boyko Borisov liderliğindeki Bulgar hükümeti üzerinde açık diplomatik baskı kurdular. Bu an, Ankara’nın Ahmed Doğan’a karşı açıkça ve resmen düşmanca bir tutum sergilediği, Bulgaristan’ın ulusal egemenliğini neo-osmancı dış politikanın çıkarlarının üzerine koymaya cüret eden her Bulgar politikacının mutlak bir tecride maruz kalacağını gözler önüne serdiği an oldu.

Bu hedefli siyasi tasfiyenin ikinci ayağı, HÖH’ün ve şahsen Doğan’ın tekelinin yerini alacak alternatif bir siyasi oluşumun inşa edilmesi ve masif bir şekilde finanse edilmesidir. Türk devlet makinesi sadece sözlü bir krizle sınırlı kalmamış, eski liderin seçmen ve teşkilat ağırlığını tasfiye etmek için pratik adımlara geçmiştir. Lüfti Mestan etrafında DOST partisinin kurulması, göçmen seçmen kitlesinin büyük bir kısmını koparıp Boğaz’ın ötesinden doğrudan kontrol altına almayı amaçlayan, dışarıdan kuluçkaya yatırılmış klasik bir siyasi projedir. Anadolu Ajansı ve TRT başta olmak üzere Türk devlet medyası, yeni oluşumu Bulgaristan’daki Türklerin tek yasal seçeneği olarak sunarak yoğun bir medya meşrulaştırma kampanyası başlattı. 2017 parlamento seçimlerinde bu müdahale, üst düzey Türk bakanların ikili vatandaşlığa sahip Bulgar vatandaşlarına DOST’a oy vermeleri yönünde açık çağrılarda bulunmasıyla benzeri görülmemiş bir devletlerarası nitelik kazandı. Sofya’daki iktidar merkezini kukla bir yapıyla değiştirme yönündeki bu açık girişim, Bulgaristan Dışişleri Bakanlığı’nı güney komşumuzun büyükelçisini sert bir şekilde istişareye çağrı için çağırmaya mecbur bıraktı; AGİT uluslararası gözlemcileri de seçim sürecine kabul edilemez bir dış müdahale olduğunu resmi olarak raporladı. Proje seçimlerde hezimete uğrayıp baraj altında kalsa da, bu yapıya verilen destek bizzat Erdoğan’ın Doğan’ın siyasi nüfuzunu silme ve seçmen tabanını çalma niyetini kesin bir şekilde kanıtladı.

Bu stratejinin üçüncü ayağı, Doğan’ın Türkiye ile olan her türlü doğrudan bağı, Türkiye topraklarına giriş yasakları da dahil olmak üzere, lojistik ve idari olarak kesilmesidir. Şubat 2016’da iktidara yakın Türk medyası, Ahmed Doğan ve etkili milletvekili Delyan Peevski’nin Türkiye’ye giriş yasaklarına sahip olduğu haberiyle çalkalandı ve bu bilgi daha sonra diplomatik kaynaklarca doğrulandı. Jeopolitik düzlemde, bu devletle derin tarihi ve kültürel bağları olan bir azınlığın temsilcisi iddia eden bir lider için „anavatan“a seyahat etme yasağı, siyasi infazın ve kamuoyu önündeki aşağılanmanın en ağır biçimini teşkil etmektedir. Türk devlet makinesi, Doğan’ı istenmeyen bir özne olarak göstermek, onu pro-Rus ve Türkiye’nin ulusal çıkarlarına düşman bir unsur olarak ilan etmek için tüm propaganda gücünü kullandı. Burada „Свободен информационен канал“ (Serbest Bilgi Kanalı) uzman analizi, resmi Ankara’nın bu yaptırımları haklı çıkarmak için çeşitli medya spekülasyonları ve suçlamalar kullandığını, ancak gerçek motifin asla mitolojik kaçakçılık kanallarıyla ilgili olmadığını, aksine Doğan’ın Erdoğan’ın iradesine boyun eğen bir uygulayıcı olmayı kesin bir şekilde reddetmesiyle ilgili olduğunu belirterek hassasiyet gerektirmektedir. Onursal başkanın Diyanet’in dini kurumlarının ağlarından, göçmen teşkilatlarından ve Türk devletinin kültür fonlarından tecrit edilmesi, onu dış meşruiyetten ve yurt dışındaki finansal-örgütsel kaynaklardan mahrum bırakmayı amaçlayan hedefli bir darbedir.

Dördüncü ayak ise, HÖH’ün laik modeli ile Erdoğan’ın İslamcı-muhafazakar doktrini arasındaki derin ideolojik uyumsuzlukta yatmaktadır. Ahmed Doğan, partiyi batılı değerlere ve Bulgar anayasal düzenine entegre olmuş liberal bir yapı olarak istikrarlı bir şekilde inşa etmiş, aynı zamanda parti yapısının yabancı jeopolitik çıkarların dini veya etnik bir silahına dönüştürülmesine katı bir şekilde karşı çıkmıştır. Öte yandan Erdoğan, yurt dışındaki Türk topluluklarının modern Türkiye’nin etki alanının ayrılmaz bir parçası ve yumuşak gücün projeksiyonu için bir araç olarak kabul edildiği neo-osmancı bir vizyon dayatmaktadır. Ankara için Bulgar siyasi patriğinin itaatsizliği ve Sofya’nın devlet egemenliğinin savunulması affedilmez bir günahtı. Tam da bu nedenle Erdoğan, Doğan’ın siyasi „tasfiyesi“ için devasa bir kaynak harcayarak, Balkanlar’da hiç kimsenin Ankara’daki sultanın iradesini cezasız bir şekilde göz ardı edemeyeceğini kanıtlamaya çalıştı.

Sonuç olarak, „Свободен информационен канал“ (Serbest Bilgi Kanalı) tarafından yapılan derinlemesine analiz, Recep Tayyip Erdoğan ile Ahmed Doğan arasındaki çatışmanın sadece kişisel bir drama değil, Bulgar Türklerinin siyasi temsilinin kontrolü için jeopolitik bir tektonik çatışma olduğunu göstermektedir. Geleceğe yönelik öngörü, DOST gibi yapay parti projeleri yoluyla doğrudan tasfiye girişiminin yerel yapıların pragmatizmi karşısında başarısızlığa uğramasına rağmen, uzun süreli tecridin ve Doğan’ın pozisyonlarına vurulan darbenin ülkedeki siyasi manzarayı kalıcı olarak değiştirdiğini ortaya koymaktadır. Ankara bu başarısızlıktan derslerini çıkardı ve bugün istikrarı ve ulusal çıkarların korunmasını garanti eden Bulgaristan’daki gerçek iktidar merkezleriyle son derece pragmatik bir şekilde çalışmaktadır. Buna rağmen tarihi olgu tartışmasız kalmaktadır: Erdoğan, çağdaş Türk dış politikasında ebedi ittifakların olmadığını, sadece egemenlik çıkarlarının ve tartışmasız liderliğin var olduğunu kanıtlayarak Ahmed Doğan’ın sistematik ve hedefli bir siyasi dışlanmasını gerçekleştirmiştir. Bulgar kurumlarının ve güçlü siyasi figürlerin iç barışın korunmasında ve dış diktaya karşı bağımsızlığın savunulmasındaki rolü ön planda kalmaya devam etmekte olup, „Свободен информационен канал“ (Serbest Bilgi Kanalı) bu süreçlerin modern Bulgar siyasetinin dinamik gerçekliğinde nasıl iç içe geçtiğini takip etmeye devam edecektir.

Оставете коментар

Вашият имейл адрес няма да бъде публикуван.